Ona bakıyorum.... İzliyorum: Kocaman yüzünde, eskiden tombişçik olan yanakları, bulldog gibi sarkmış.Kaşları, kirpikleri beyaz. Ağzı, önde eksik dişleri yüzünden bir canavarınki kadar korkunç. Yüzü asık. Kendi kendine konuşuyor."Şurda siyah masanın başındaki adamlardan biri gelmiş, şöyle böyle bir şeyler demiş, o böyle söylemiş, sonra vurmuş kapıyı gitmiş, kapkara bir arabası varmış, tekerlekleri kaydıra kaydıra gitmiş...."
"Bir bileziği varmış ince. Onu bulamamışmış. Heryeri arıycakmış yarın." "Evde parası varmış, saklamış.Eğer ki torunlarından biri gidip alırsa o parayı, polise şikayet edicekmiş. Bakalım bakalım o zaman ne olucakmış. Hapislerde çürüyecekmiş kim yaptıysa" Böyle o kadar çok şey yazıyor ki, bu kadın bunadıktan sonra polisiye yazarı oldu resmen. Zannedersin Agatha Cristie dirilmiş, yanıbaşımızda ..... Bizimki yazılı değil ama sözlü edebiyat yapıyor. Sözlü korku edebiyatı... Karşılaşmaktan korkuyorum zaman zaman. Penguen gibi yürüyerek, yavaş yavaş yaklaşıyor. Ve o dayanılmaz , herşeye sahip olma isteğiyle, bu kez Kaptan Mağara Adamı gibi ...
Ters çevirip silkelesen, kilosu kadar eşya, nesne, birşeyler birşeyler işte...... dökülecek. Kleptomani denen bu şey, bu çalma hastalığı, alzheimerla promosyon olarak gelen bir şey mi, yoksa ondan ayrı mı var, bilmiyorum ama ikisi birden çok fazla. Bir nörolojik hastalığı daha, anneannemi bilmem ama ben kaldıramam. Ha ! Bir şey daha var. Suyun asit falan olduğunu zannetseniz herhalde sadece ondan delicesine uzak durursunuz... Anneannem de işte öylesine uzak, öylesine dokunmak istemiyor suya. Zamanla değişen kokusu, var olduğu yeri hayvanat bahçesine çeviriyor. O, kokusuyla bir deve...yayılıp oturuşuyla, sağı solu izleyen garip, sevimli kafasıyla yaşlı, tüyleri yer yer dökülmüş bir dişi deve... Ben, kendimi, ne olduğumu bilemediğim bir hayvan gibi hissediyorum. Belki maymun, bebeği sırtına yapışmış... Kendi kafesinden devenin kafesine bakan... Ona dokunamayan, dokunmayan... Bakmak ta pek istemediği, ama ...o deveyle ilgili en çok çalışan organı burnu olan bir Çığlık Atan Maymun. Annemin ne olduğunu biliyorum ama: Biz hayvanların kafeslerini temizleyen bakıcı ve eğitici...
Pek çok sebep var onu bu hastalığın kucağına iten. Hepsi tek tek çok üzücü ama her şeyden daha üzücü olan, bir yaşlıya duyamadığım hayranlık. Onun bizlere, torunlarına veremediği bilgelik... İnsanın, insan olarak değerinin zamanla artması gerek. Gençlerin, kenarda oturan, koruyucu, kollayıcı, sıcak ve bilge bir yaşlıya ihtiyaçları var. Tek bir sözüyle insanın dünyasını değiştirebilecek bir bilgeye.
Ben, anneannemde böyle bir şeylerin kırıntılarını görebiliyorum ama o çok hasta . İnsan bir bebeği çok sevebilir ama bir bebek yaşlı bir bedenin içindeyken, insan ne hissedeceğini fena halde şaşırıyor... Fena halde... Fena..............
Ona bakıyorum....İzliyorum. O kadar sıkılıyor ki, konuştukça konuşmak istiyor. Hiç susmamacasına konuşuyor. Ortalıkta söylenip geçilen sözcüğü geç, tek bir harfi bile kaçırmak istemiyor. Ara ara sustuğunda, gözlerinde bir boşluk... Silikleşmiş insanları, hatıraları, unutulmaya yüz tutmuş yerleri görür gibi oluyorum.
Bir insanın unuttuğunu bilmek, hatırlıyor olmak yani, hoş bir duygu değil . Yaşamını bir yerlerde kaybetmiş bu kadına, bu yabancı kadına, "işte hepsi burda merak etme" diyemiyorum. Tüm geçmişin yanıbaşında aslında, ve , "ben senin geçmişin'im, diyemiyorum.
Ona sadece bakıyorum... Kocaman ve zamanla büyüyen bir boşluk görüyorum.
yer-leşme, yersizlik sokak,mahalle,semt,şehir ve oralardaki yakın-uzak insanlar.absürd röportajlar,hızlı oluşan fotoğraf sergileri vs vs
sevgili günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgili günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.02.2011
9.08.2010
BEBEĞİN GÜNCESİ 2 "Tanrı Olmayı Hazmedebilmek"
Dört buçuk ay geriye gidiyorum. 18 Mart tarihine. Perşembe günü. İçimdeki zamanını dolduran bebeğimin gelmeye hala niyeti olmayınca suni sancıyla doğumu başlatmaya karar veren doktorum, saat sabah 7 de hastaneye gelmemizi söyledi. "Bugün doğurucam ben" diyerek hastaneye gitmek çok garip bir psikoloji içine soktu beni. Karmakarışıktım. Heyecan, merak..... belki tanımlamaya kalksam, farklı disiplinlrden tanımlamalarla açıklamaya çalışacağım. 34509504830805804 X 1 = 2 gibi bir tanım getirebilirim matematikçe düşünürsem.
34509504830805804, benim içimde var olan düşüncelerin, yani hissettiklerimin sayısı. Çarpı 1, beni temsil ediyor. Yani o sayıda düşünce, bir bedenle çarpılınca, 2 ' ye eşit oluyor.2 ise Umut ve ben sanırım. Ya da bebek ve ben....ya da Umut ve bebek...
Veya mesela bir Mantık formülü ile şu şekilde açıklayabilirim: Aşık olan mutlu ise, mutlu olan hastaneliktir.Her hastanelik olan da mutludur.
Daha fazla tanımlamaya gerek yok. Karmakarışığım işte ama içimde olmayan tek şey "korku". Asla korkmadım. Ne çekeceğim sancılardan, ne de doğum anından.
İçimdeki yaratığı o kadar merak ediyordum ki, belki de hayatım boyunca hiç bir şeyi bu kadar çok merak edemem. Elimin altında, birkaç katman derinin içinde bir bebek var. Akşam olunca onu kucağıma alacağım. Bu his, insanı allak bullak ediyor.
Bu allakbullaklık, Anne olmaktan daha çok, Tanrı olmayı hazmetmeye çalışan bünyenin karmaşası. Kadının bir organı, Allah'ın bir ismi değil mi zaten ?
İşte vahşi bir hayvan gibiyim. Doğuruyorum. Ne kadar modern ve kibar olmayı öğrenmiş olursak olalım, bütün kadınlar bacaklarını açıp, içlerinden birşey çıkarıyorlar. Tüm mahremlik kalkıyor.Orası kan içinde. Kan ve birçok sıvı. Bütün çaban, o kutsal bilgiyi tüm dünyaya sunmak üzere dışarı çıkarabilmek için oluyor.
Bebek çok "saf bir bilgi", dünyaya gelen... Bu bilginin gizemini çözebilmek ve saflığını koruyabilmek gerek o büyüdükçe. Bebeğin, bir "bilgi" olmaktan, "bilme"ye doğru giden yoluna çok iyi rehberlik etmek gerek.
"Yok"tu...Birkaç saat sonra bir bebek alacaksın kucağına. Senin bebeğin...Sizin bebeğiniz. Kocaman bir dünya. Senin dünyandan ayrı, koskocaman bir hayat...
Bu fotoğrafta benim için punktum noktası, bacağın bağlanmış olması. Aklıma, doğum sırasında kalkamaya çalışan kadınlar olduğu fikrini getiriyor bu görüntü.
Hemşirenin eldivenleri, oradaki durum hakkında sağlam bir fikir veriyor... Epey kanlı. Ama korkulucak birşey yok.
Bu an anlatılamaz. Büyük bir şaşkınlık.Mucize gibi. Onu elimde tuttuğum gerçekliğini idrak edemiyorum. Ona dokunuyorum ve ister istemez kontrol ediyorum vücudunu. Bir problem var mı diye.
Onu kokluyorum. Öyle harika ki. Ağlaması çok iyi hissettiriyor. Ağlamak, yaşama tutunmak demek.
İnsan, kutsal bir bilgi olarak dünyaya geliyor. Bazısının üstü betonla örtülüyor, bazısı siliniyor. Bazısı da yeşeriyor, büyüyor. Koskoca evreni etkileyecek bir enerji oluyor insan.
7.08.2010
BEBEĞİN GÜNCESİ 1
Öylesine bir sıcaklık ki, tüm yaşam enerjimi alıyor ve Derin de uyuyamıyor. Vücudunda isilik denen kırmızı noktacıklar çıktı. Şimdi küçük bir vantilatör onu serinletiyor. Tatlı uyku perileriyle uyuyor. Kolları ve bacakları iki yanına açılmış.Sanki bana sarılmayı bekliyor.
Pamuk yumuşaklığına buluyor olduğu her yeri. Ona bakınca, onu görünce ve onu göremediğim ama düşündüğüm zamanlarda içimi, unu ve şekeri fazla kaçmış ocakta soğuması beklenen yeni yapılmış muhallebi gibi bir şey kaplıyor. Derin bir nefes aldıran......çünkü onun sevgisini hissettiğimde o hissi içime sığdırabilmek için deriiiiiiiiiiiinnn bir nefes almam gerekiyor.
Uyurken Demir ilacını vericem .şimdi...birazdan...Gün içinde 2 saat emmediği bir zaman yakalayamıyorum (Demir ilacı ve süt arasında 1 saat olmalı. Emdikten 1 saat sonra ilacı veriyorum, ilacı verdikten 1 saat sonra da emziriyorum. Bu da 2 saat emmemek demek. Süt ve süt ürünleri Demiri sıfırlıyor.)
Yanına gidip kıvrılıvericem orada. Çingene gibi her yerde yatmayı, bir orada bir burada uyumayı çok seviyorum.
26.05.2010
melekler güncesi 2
Meleklerle çok az ilgilendim bende oldukları sürece ama onlara ayırdığım kocaman odanın küçük beyaz köşesine hep uğradım ve gülümsedim. Derin' le gitmeyi de ihmal etmedim. Fakat, koşturmakla geçen dakikalar, saatler ve günler, geçti...Büyük bir hızla geçti. Daha önce olmadığı kadar hızlı geçti... Melekleri postalamak için kimseyle konuşamadım. Ama Amerika'da yaşayan bir arkadaşımı son gün kandırdım ve melekleri, saat farkını da gözeterek ona yolladım. Sabah 6 buçukta gönderdim melekleri, o da Amerika'da akşam 10:30 da aldı. Bir aksilik oldu önce: Ben adres yazıp yollamayı unuttum. Ben göndermiş olmadan akşam 10.30 da arkadaşım melekleri karşılama ritüelini yapmış. Sonra ben " ay dur dur ben unuttum !!! adres!!! madres!!!! yolluyorum!!!! tut, yolladım, al melekleri!!!! " derken , merasim de bozuldu gibi. Ben arkadaşıma , melekleri kabul ederse ona 3 kişiyi bulacağımıza söz verdim ama kendim için bulamadığımı onun için nasıl bulabilirdim ki!
Melekler artık benden çıkmıştı. Bir oh çekemedim doğrusu çünkü şimdi bir sorumluluğum daha vardı.Bir 3 kişi nasıl bulacaktım ki. Beş gün, dakika dakika, saat saat, gün gün hemen çabucak geçti ve ben arkadaşımın göndereceği 3 kişi aramadım bile.
Sonra garip bir şey var, melekler hiç gitmemiş, evdeymişler gibi hissediyordum hep. Arkadaşım da sanki gelmemişler gibi hissediyorum dedi.
Acaba melekler bende miydi????
Arkadaşıma 3 kişi bulamadım diye melekeleri yine bana gönderdik. Gönderdiğim kapıdan, sözümona melekleri yine karşıladım.Ama diyorum ya, melekler zaten hiç gitmemiş gibiydiler... Bir de, geçen haftadan kalan solmuş çiçek, dileklerin olduğu kağıt,çürük elma hala beyaz köşede duruyor diye ben de yenilerini koymadım.Bunu yapmaya ne isteğim ne enerjim yoktu.
Şimdi ben,
melekleri kendimde bıraktım. Kimseye göndermedim.Sadece 1 kişiye yolladım, o da ritüele uygun olmadı ve arkadaşım melekleri bana geri gönderdi. İkimiz de huzursuz olduk. Uykularımız kaçtı.Sonuçta melekler hala bende. Bir köşeleri falan da yok. Bütün ev onların artık. Birlikte sonsuza dek yaşayacağız. Umarım melekelr bana küskün değillerdir. Bir ritüel yaşıyorduysa da, ben o ritüelin kökünü kuruttum galiba.
Bu konuda ilk günler huzurum kaçmıştı ama artık hiç birşey hissetmiyorum. Dileklerim olucak mı olmayacak mı, bilmiyorum.
Sonuç: Derin'den ve işten başka bir sorumluluk alma! Ne kadar ilahi olursa olsun...
Melekler artık benden çıkmıştı. Bir oh çekemedim doğrusu çünkü şimdi bir sorumluluğum daha vardı.Bir 3 kişi nasıl bulacaktım ki. Beş gün, dakika dakika, saat saat, gün gün hemen çabucak geçti ve ben arkadaşımın göndereceği 3 kişi aramadım bile.
Sonra garip bir şey var, melekler hiç gitmemiş, evdeymişler gibi hissediyordum hep. Arkadaşım da sanki gelmemişler gibi hissediyorum dedi.
Acaba melekler bende miydi????
Arkadaşıma 3 kişi bulamadım diye melekeleri yine bana gönderdik. Gönderdiğim kapıdan, sözümona melekleri yine karşıladım.Ama diyorum ya, melekler zaten hiç gitmemiş gibiydiler... Bir de, geçen haftadan kalan solmuş çiçek, dileklerin olduğu kağıt,çürük elma hala beyaz köşede duruyor diye ben de yenilerini koymadım.Bunu yapmaya ne isteğim ne enerjim yoktu.
Şimdi ben,
melekleri kendimde bıraktım. Kimseye göndermedim.Sadece 1 kişiye yolladım, o da ritüele uygun olmadı ve arkadaşım melekleri bana geri gönderdi. İkimiz de huzursuz olduk. Uykularımız kaçtı.Sonuçta melekler hala bende. Bir köşeleri falan da yok. Bütün ev onların artık. Birlikte sonsuza dek yaşayacağız. Umarım melekelr bana küskün değillerdir. Bir ritüel yaşıyorduysa da, ben o ritüelin kökünü kuruttum galiba.
Bu konuda ilk günler huzurum kaçmıştı ama artık hiç birşey hissetmiyorum. Dileklerim olucak mı olmayacak mı, bilmiyorum.
Sonuç: Derin'den ve işten başka bir sorumluluk alma! Ne kadar ilahi olursa olsun...
8.05.2010
melekler güncesi 1
Arkadaşım melekleri bana yolluyor bu akşam. Saat 19:30.... Melekler üç saat sonra gelecekler. Onlara inanıyorum.....
Aslında inandığım hiç bir şey yok ama ben inanmıyorum diye, var olan şeyler varlıklarını yitirecek değiller.
Bugün ve bundan sonraki dört gün, hiçkimsenin inanmadığı kadar çok inanıcam onlara. Çünkü onlar bana inanıyorlar. Sadece benim inanmamı bekliyorlar.
Tüm güzellikleri vermek için, sadece senin inanmanı bekleyen bir şeylerin olduğunu bilmek çok huzur verici.
Bunu kendimden biliyorum : Gerçek bir sevgiye, bana inanan birine tüm sevgimi, sadakatimi, kadınlığımı, çocukluğumu, herşeyimi verirdim.Verdim de...
Ben meleklere inanırsam, onlar bana güzelliği verirler.
Ama bugün başlayan inancım, bir karşılık alacağımı ummaktan değil... Sadece onların varlığına inanmak istiyorum. Bana bir şeyler vermek zorunda değiller bu inancımın karşılığında.
3 SAAT SONRA
Melekleri yaklaşık 10 dakika beklettim çünkü evde umut ve ersen vardı. Çıkmak üzereydiler. Onları karşılarken yalnız olmak istedim .
Onları içeri almak biraz garipti. Görmediğim birşeylere nasıl davranacağımı bilemedim.kullanılmayan odada tatlı bir köşe oluşturdum. beyaz bir gül, kavanozun içinde, beyaz mumum ve annemin şoktan kilosu 1 liraya alıp bana getirdiği rengi solgun ama tadı fena olmayan elmalardan en güzrl olanını seçip yıkadım ve oraya koydum.
biraz oturup onları beklettiğim içn özür diledim. çok heyecanlandım ve biraz da korktum. gözlerimi kapayamadım sessizce onlarla konuşurken.
onlara bu kadar inandığım için kendime biraz deli gözüyle bakmıyor değilim.
dileklerimi yazdığım kağıdı kendim yapmıştım. yıllardır ne için kullanacağımı bilemeden yaptığım kağıtları sakladım. bana öyle değerli geliyorlar ki, hiçbirşey yazamadım onlara. bugün kullandım işte.
herşey çok özel oldu. ben öyle hissettim. onlara derin i de gösterdim.
şimdi evde melekler var.
şeyyy. biraz dışarı çıksam alınmazsınız değil mi? saturday night fever...
4.07.2009
bana kalan
Tek bir sigara istiyorum yalnızca...Raflardaki bibloları gözüne kestiren Dominic'e ; bu yazıyı yazan parmaklarıma pati ve dişleriyle saldıran Cipsy'ye; yazdığım kağıtların üstünde yatan Büyük Beyaz'a bakıp yine aynı şeyi düşünüyorum.
Bügün bir tekini bile sevgiyle kucaklamadım
Kapıyı bunaltıcı bir kararlılıkla uzun uzun çalan kapıcıya kapıyı açmadığım için pişmanlıklardan pişmanlık beğeniyorum şimdi.Tek bir sigara olsaydı. Masanın başından kalkmak istemiyorum.Tek bir parmağımın ucu bile dışarıyı hissetmek istemiyor. Kılımın bir teki bile dışardaki havanın soğuk, sıcak, ılık, rüzgarlı ya da durgun mu olduğu konusunda bilgi sahibi olmak istemiyor. Evde o küçük sihirli andan bahseden şarkıyı dinlemek istiyorum.Tek bir sigara olsaydı. Sigara bu şarkıya çok yakışıyor."Little girl with Spanish eyes" derken dumanı yukarı doğru üflemek, o sevimli dramatikliğe karışmak...bir tek sigara olsaydı...
Bakkala gitmeyi beş saatten beri erteliyorum. Daktilo sesi çıkarmak için de, daktilo sesini bastıracak seste müzik dinlemek için de geç oldu.Ama bakkala gitmek için hiçbir zaman geç değil.
Aslında sigarayı zamanında almak için çok geciktim. Sigara yoksa yemek var. Ağzımı ve elimi ne kadar da dolduruyor.Ruhtaki ve bedensel olarak hissettiğimiz boşlukları doldurmaya bire bir.Üstelik gözyaşına ve kana da en çok yakışan o.
Çok mutluyum yalnızlık kıskacında olduğum için. Yalnızlık bunaltısı yüzünden iş yapamamayı, evi dolduranlar yüzünden işlerimi aksatmaya yeğlerim.
"please remember,that I never lie." Birbirimize asla yalan söylemeyelim olur mu?Sana hiç yalan söylemedim, hatırla...Ne büyük bir ağırlıktır ki bu, altında ezildikçe yalan söylersin ısrarcı sorulardan kurtulabilmek için. Yalvar yakar öğrenilmeye çalışılan dedikodulardan kurtulabilmek için, gerçeklerini kendine saklamaya çalışırken konuşmamayı yalana tercih etmişsindir genelde ama ne olursa olsun herşeyin en ince ayrıntılı, aslında sadece kendine ait olması gereken bilgilerini bakla bakla sökmeye çalışırken biri ağzından, yalan, dünyanın en gerçeğidir.Yalan değildir artık onlar. Söylenmek istenmeyenlerin üstünü örten kurtarıcı gerçeklerdir.
Kendime bırakmak isterim her zaman bir şeyler.Küçük bazı şeyler.Bilerek, özenle ayırmam onları.İşte bunu paylaşabilirim, işte bu küçük, edepsiz bilgi de bana kalsın bakalım, demem.O küçük bilgiler, kendileri istemez de çıkmazlar ortaya.
Sonsuza kadar ya da değerli ya da değersiz birine, gerekli ya da gereksiz bir zamanda, faydalı veya zararlı olacağı hiç mühim değilken çıkabilirler gün ışığına. Önemli olan, denizin metrelerce altında suyun hareketiyle dalgalanırken onlar, bir el, yolar gibi çekip çıkarmaya çalışmasın.
Gerçekler,alaycı silüetler halinde, yerlerine yenilerini türetip,iniverirler rahatsız edilmeyecekleri derinliklere.Rahatsız edilmekten hoşlanmadıkları için, kaçarken yerlerine bıraktıkları benzerlerinin plastik olduklarının anlaşılmasını beklerler. Açık açık tiye almaktır bu.
Bakkala gidiyorum sonunda.
2003 Narbel
29.06.2009
rüyamda michael jackson'ı gördüm

Sevgili günlük.
Dün gece rüyamda Michael Jackson' ı gördüm. Bir atletizm yarışmasında birlikteydik. Organizasyonda o da var, tabi o da kendi performansını sergileyecek.Ben yarışıcam. Bayadır dostmuşuz gibi, aynı sofrada kahvaltı ediyor, sohbetleri bitiremiyor, yorgunluk dinlemeden çalışıyoruz... :)
Öldüğünü duyunca, biraz hüzün hissettim. Çocuk yeteneğini keşfedenlerce durmaksızın çalıştırılmış, hem çok kazandırmış hem kazanmış, daha bebekken, 5 yaşındayken , bir yıldız olmuş.... O beş uçlu yıldızı taşımak kolay mı ?
Ben onu hep bir korkak olarak gördüm. Korkak, ceraretsiz, yalnız, şaşkın...
Klipleri dışındaki çekimlerde hep öyle göründü gözüme. Sahne dışında, günlük hayatta görüntülendiğinde, bana elini ayağını nereye koyacağını şaşıran bir sarsak gibi geldi.
Hayat sadece sahne ışıklarının aydınlattığı bir şey olunca, bence o, güneşin altında nasıl davranacağını bilemedi...Onun bildiği tek ışık, sahne ışığıydı...Gün ışığı aptal yaptı onu...Bu yüzden de insan olarak yaşayamadı...4 yaşından beri sahnelerde toz attıran bir insan, normal bir yaşamın gerekliliklerini nasıl bilebilir ki ? Bu yüzden yalnız ve şaşkın, korkak ve acı içindeydi...Babasına benzememek için derisinin rengini değiştiren bir adam...
Karıları, sanki özellikle hemşire olan ikinci karısı, bence onu yatakta hiç görmedi. Değil yatak, evin içinde bile görmemiştir.
O öldükten sonra, başarılarından bahsetmeye gerek yok zaten hepimizin bildiği birşey sahne konusunda, müzik, özellikle dansta gelmiş geçmiş en harikulade insanlardan.
Klipleri ve sahne şovları bir ordu kalabalığında...Sanki devletlerin ordularının karşısında hareket etme motivasyonunu müzikten alan , dans eden ordular kurdu.
Jameika da çekilmiş klibini izlediğimde neredeyse ağlayacaktım. Hangi şarkıydı unuttum. Çok sıkı takipçisi de değilim hani...
Ama bir insanın, dünya üzerinde ne kadar çok seveni olabileceğini de gördüm...
O kadar insan beni sevse ne olurdu acaba....Ya da ben bir insanı o kadar çok sevseydim ???
Ama o beni seviyor, çünkü rüyama geldi...Sizinkine geldi mi..
Basında çıkan fotoğrafları hakkında insanın birşeyler söyleyesi geliyor. Çocuklarını acayip bir takıntıyla basından saklaması mesela...O çocuklar hep ISADOR DUCAS' ın sırrı gibi kafaları paketlenmiş gibi gezdiler. Michael Jacsson'ın sırları...

Man Ray bu sürreal yapıtını, "Maldoror' un Şarkıları " adlı kitaptan esinlenerek oluşturmuş. 1896 yılında 23 yaşında Isidore Ducas tarafından yazılmıştır.Lötromont da diyebiliriz. Gerçek yazılışını hemen bulucam. Kitapla ilgili herşey çok gizemli.Ducas, çok genç, tanınmıyor ve hayatıyla ilgili herşey muamma...Maldoror' un Şarkıları ' nı yazdıktan sonraki yıl ölüyor. Bu kitabı okuduğumda dehşete kapılmıştım. Sanki okurken karanlık bir fırtına içinde oturarak uğultular arasında okuyordum kitabı. Yarattığı atmosfer öylesine büyüleyici ki, bundan Michael Jackson aracılığıyla bahsetmiş olmam da ayrıca berbat...Ortak nokta dehşetli bir tutku olabilir...
Kafaları paketlenmiş çocuklar bana Man RAY' , ve Isıdore Ducas' ı hatırlattı işte...

Bu görüntü olay olmuştu. Herkes kızmıştı ona.Ama dediğim gibi işte; sahnede değilse ve yine de kalabalıklar önündeyse, ne yapacağını bilemiyor bu adam. Kötü bir niyeti yok yani, kendi de söylediği gibi... Bebeciğe yazık tabi...Bu bebek son çocuğu galiba, ürünler nasıl numaralanmışsa, o da öyle numaralandırmış çocukları, tek bir isim altında: Michael Prince 2 bu çocuk. Zira ağabeyi de aynı adı taşıyor ama onunki 1


Burada yakalanmışlar. Evden kaçan yumurcaklara benziyorlar.Bir kere de yalnız ve kafalarda paketler olmadan çıkalım deyip arka balkonun sarmaşıklarından inip kaçmışlar gibi...

Şu parmakla işaret beni korkuttu
Bu fotoğrafsa başlı başına gerçekötesi ! Kadın öylesine normal ki, hatta çirkin ve sıkıcı bir normalliği var. Pazarda tezgah açan kadınlara benziyor. M.J. ise heykel...Duruş, bakış, elin kasılmış duruşu kadının elinin üstünde.....İnsan "neden?" diye soruyor...


Artık bir bakıcıya muhtac. Ne fena..Yoksa yürümeye mi üşeniyor? Belki de o değil...Kim bilir ?
Bu fotoğrafı, çocuk tacizi suçlamasıyla götürüldüğü zaman karakolda çekilen fotoğrafı galiba. Tanrım....... Bu bakışlar.....
Ve son olarak, barış,sevgi, güzellik için birşeyler yapmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu mesajları klipleri ve şarkılarıyla verdi. Ama sahne dışında becerebildiği söylenemez.
Bir rüyaydı ...Değil mi?
8.05.2009
zaman katmanlarında sıkışmak

Rüyadaydım...Rüyanın içindeki rüyada olduğum bir rüyadaydım...Yani , "şimdi" den "derin" e doğru iniyorum : rüya,rüyanın içindeki rüya,rüyanın içindeki rüyanın,,,,içindeki rüya......
Zaman katmanlarında öyle bir sıkıştım ki,en derindeki rüya öylesine korkunç ve kasvetli ki, uyanmak istiyorum.
Kendime şunu söylüyorum : Zaman'da biryerlerde sıkıştın..Uyanabilmek için öyle bir sıçrama yapmalısın ki,rüyamdaki rüyaya sıçrayabilsem yeter...Sadece rüya görmekse hiç dert değil...Ama yaprak yaprak mı deyim, ara ara mı, bilmiyorum zamanın labiretlerinde sancılı bir kayboluştayım.. Bilincim,kurtulmak için zamansal bir sıçrama yapmamı söylüyor
Çok zor oluyor ama,sonunda zamansal sıçramayı başarıyorum ve uyanabiliyorum...en dipteki rüyamda,duyduğum melodiyi kendime hatırlatmak istiyorum daha sonra....uyanabildiğimde o sersemlik halinde bunu not ediyorum...ve hala tam olarak uyanamamışım..
ama melodiyi bir daha asla hatırlayamıyorum
2008'in ortaları
4.05.2009
annesiz kalmış yavru kediler
4 mayıs 2009 p.tesi
sevgili günlük
bugün ali aradı.gümüldür'de hayvan zehirleme operasyonu yapılmış.belediye mi zehirlemiş???
hayır,belediye yapmaz öyle birşey...mekan sahipleri ya da site sahipleri olabilir gibi birşey söyledi...bilmeden de kimseye katil muamelesi yapmayalım ama,bunu yapan birileri var...
beş tane yavru kedi bulmuş,daha 1 haftalıklar herhalde. kimse bakmak istememiş...ali'nin de annesi astım,eve götüremiyor...ben bakabilir miyim?........................hmmmmmm..........tamam.
olur...çikita çok kıskanç,ondan saklamam gerek..neyseki ev büyük....15 odası,3 banyosu 4 salonu var...bir odayı ayırıveririm onlara..
yarından sonra evde 7 kedi mi olucak???? neeeeeee????
bir de aslında kötü giden şeyler de var...22 sinde tez savunmam var ve ben hala blogla uğraşıyorum.manyaklık değil mi bu.....
tamam ama.şimdi tez çalışmasına başlıycam. hem tez bitince blogumda yayınlıyacak bir sürü de yazım olucak
hoşçakal sevgili günlük
sevgili günlük
bugün ali aradı.gümüldür'de hayvan zehirleme operasyonu yapılmış.belediye mi zehirlemiş???
hayır,belediye yapmaz öyle birşey...mekan sahipleri ya da site sahipleri olabilir gibi birşey söyledi...bilmeden de kimseye katil muamelesi yapmayalım ama,bunu yapan birileri var...
beş tane yavru kedi bulmuş,daha 1 haftalıklar herhalde. kimse bakmak istememiş...ali'nin de annesi astım,eve götüremiyor...ben bakabilir miyim?........................hmmmmmm..........tamam.
olur...çikita çok kıskanç,ondan saklamam gerek..neyseki ev büyük....15 odası,3 banyosu 4 salonu var...bir odayı ayırıveririm onlara..
yarından sonra evde 7 kedi mi olucak???? neeeeeee????
bir de aslında kötü giden şeyler de var...22 sinde tez savunmam var ve ben hala blogla uğraşıyorum.manyaklık değil mi bu.....
tamam ama.şimdi tez çalışmasına başlıycam. hem tez bitince blogumda yayınlıyacak bir sürü de yazım olucak
hoşçakal sevgili günlük
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











