Ona bakıyorum.... İzliyorum: Kocaman yüzünde, eskiden tombişçik olan yanakları, bulldog gibi sarkmış.Kaşları, kirpikleri beyaz. Ağzı, önde eksik dişleri yüzünden bir canavarınki kadar korkunç. Yüzü asık. Kendi kendine konuşuyor."Şurda siyah masanın başındaki adamlardan biri gelmiş, şöyle böyle bir şeyler demiş, o böyle söylemiş, sonra vurmuş kapıyı gitmiş, kapkara bir arabası varmış, tekerlekleri kaydıra kaydıra gitmiş...."
"Bir bileziği varmış ince. Onu bulamamışmış. Heryeri arıycakmış yarın." "Evde parası varmış, saklamış.Eğer ki torunlarından biri gidip alırsa o parayı, polise şikayet edicekmiş. Bakalım bakalım o zaman ne olucakmış. Hapislerde çürüyecekmiş kim yaptıysa" Böyle o kadar çok şey yazıyor ki, bu kadın bunadıktan sonra polisiye yazarı oldu resmen. Zannedersin Agatha Cristie dirilmiş, yanıbaşımızda ..... Bizimki yazılı değil ama sözlü edebiyat yapıyor. Sözlü korku edebiyatı... Karşılaşmaktan korkuyorum zaman zaman. Penguen gibi yürüyerek, yavaş yavaş yaklaşıyor. Ve o dayanılmaz , herşeye sahip olma isteğiyle, bu kez Kaptan Mağara Adamı gibi ...
Ters çevirip silkelesen, kilosu kadar eşya, nesne, birşeyler birşeyler işte...... dökülecek. Kleptomani denen bu şey, bu çalma hastalığı, alzheimerla promosyon olarak gelen bir şey mi, yoksa ondan ayrı mı var, bilmiyorum ama ikisi birden çok fazla. Bir nörolojik hastalığı daha, anneannemi bilmem ama ben kaldıramam. Ha ! Bir şey daha var. Suyun asit falan olduğunu zannetseniz herhalde sadece ondan delicesine uzak durursunuz... Anneannem de işte öylesine uzak, öylesine dokunmak istemiyor suya. Zamanla değişen kokusu, var olduğu yeri hayvanat bahçesine çeviriyor. O, kokusuyla bir deve...yayılıp oturuşuyla, sağı solu izleyen garip, sevimli kafasıyla yaşlı, tüyleri yer yer dökülmüş bir dişi deve... Ben, kendimi, ne olduğumu bilemediğim bir hayvan gibi hissediyorum. Belki maymun, bebeği sırtına yapışmış... Kendi kafesinden devenin kafesine bakan... Ona dokunamayan, dokunmayan... Bakmak ta pek istemediği, ama ...o deveyle ilgili en çok çalışan organı burnu olan bir Çığlık Atan Maymun. Annemin ne olduğunu biliyorum ama: Biz hayvanların kafeslerini temizleyen bakıcı ve eğitici...
Pek çok sebep var onu bu hastalığın kucağına iten. Hepsi tek tek çok üzücü ama her şeyden daha üzücü olan, bir yaşlıya duyamadığım hayranlık. Onun bizlere, torunlarına veremediği bilgelik... İnsanın, insan olarak değerinin zamanla artması gerek. Gençlerin, kenarda oturan, koruyucu, kollayıcı, sıcak ve bilge bir yaşlıya ihtiyaçları var. Tek bir sözüyle insanın dünyasını değiştirebilecek bir bilgeye.
Ben, anneannemde böyle bir şeylerin kırıntılarını görebiliyorum ama o çok hasta . İnsan bir bebeği çok sevebilir ama bir bebek yaşlı bir bedenin içindeyken, insan ne hissedeceğini fena halde şaşırıyor... Fena halde... Fena..............
Ona bakıyorum....İzliyorum. O kadar sıkılıyor ki, konuştukça konuşmak istiyor. Hiç susmamacasına konuşuyor. Ortalıkta söylenip geçilen sözcüğü geç, tek bir harfi bile kaçırmak istemiyor. Ara ara sustuğunda, gözlerinde bir boşluk... Silikleşmiş insanları, hatıraları, unutulmaya yüz tutmuş yerleri görür gibi oluyorum.
Bir insanın unuttuğunu bilmek, hatırlıyor olmak yani, hoş bir duygu değil . Yaşamını bir yerlerde kaybetmiş bu kadına, bu yabancı kadına, "işte hepsi burda merak etme" diyemiyorum. Tüm geçmişin yanıbaşında aslında, ve , "ben senin geçmişin'im, diyemiyorum.
Ona sadece bakıyorum... Kocaman ve zamanla büyüyen bir boşluk görüyorum.
yer-leşme, yersizlik sokak,mahalle,semt,şehir ve oralardaki yakın-uzak insanlar.absürd röportajlar,hızlı oluşan fotoğraf sergileri vs vs
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.02.2011
4.02.2011
ADAMIN BİRİ KENDİNİ YAKAR VE.......DEVRİM BAŞLAR
Tunus'ta üniversite mezunu bir seyyar satıcı, tezgahı elinden alındığı için kendini yaktı ve Tunus'ta dayanma sınırını çoktan aşmış halk, sokaklara döküldü... Arap dünyasında devrim başladı. Şimdi her dakika Mısır' da olanları izliyoruz...
Amerika bu topraklarda ipleri elinden kaçırdı.
İnternette en beğendiğim Yasemin Devrimi fotoğraflarını ve Mısır 'daki ayaklanmanın fotoğraflarını paylaşacağım.
KaosGL'nin sitesine baktığımda, hiç aklıma gelmeyen bir bakışa da rastladım. Tunus'ta başlayan değişimden sonra eşcinsellerin durumu nasıl olacak ? Tunus'ta 1913'ten beri karşılıklı rızaya dayalı anal ilişkinin cezası 3 yıl hapis...ama görece özgür bir seçim... çok komik doğrusu. Zeynel Bin Abidin diktatörlüğü şunu diyordu yani: ha! istediğiniz gibi sevişin eşcinseller...bunda özgürsünüz ama 3 yıl yatmak ta özgürlüğünüzün bedeli... İran' a Ahmedinejat' la röportaja giden bayan muhabirin şu anlattıkları geldi aklıma:
AHMEDİNEJAT: Bu ülkede istediğinizi yapmakta özgürsünüz.
MUHABİR BAYAN: Şu an başım açık gezebilir miyim burada.
AHMEDİNEJAT: Gezebilirsiniz tabii ama bunun için size saldırabilme özgürlüğünde olanlar da var.
Yani bunun gibi bir şeydi...
Kaos GL'nin sitesinde, Fransız eşcinsel dergisi TETU'nun Tunuslu yönetmen Mehdi Ben Attia ile yapılmış röportajı var. Eşcinsellerin hali nice olacak diye...
( http://www.kaosgl.org/icerik/tunus_devrimi_lgbtleri_de_ozgurlestirecek_mi )
TÜM FOTOĞRAFLAR MÜTHİŞ. FOTOĞRAFLARI ÇEKEN FOTO MUHABİR ARKADAŞLARIN GÖZLERİNDEN ÖPERİM. ADLARINI BURAYA YAZABİLMEK İSTERDİM.
Amerika bu topraklarda ipleri elinden kaçırdı.
İnternette en beğendiğim Yasemin Devrimi fotoğraflarını ve Mısır 'daki ayaklanmanın fotoğraflarını paylaşacağım.
KaosGL'nin sitesine baktığımda, hiç aklıma gelmeyen bir bakışa da rastladım. Tunus'ta başlayan değişimden sonra eşcinsellerin durumu nasıl olacak ? Tunus'ta 1913'ten beri karşılıklı rızaya dayalı anal ilişkinin cezası 3 yıl hapis...ama görece özgür bir seçim... çok komik doğrusu. Zeynel Bin Abidin diktatörlüğü şunu diyordu yani: ha! istediğiniz gibi sevişin eşcinseller...bunda özgürsünüz ama 3 yıl yatmak ta özgürlüğünüzün bedeli... İran' a Ahmedinejat' la röportaja giden bayan muhabirin şu anlattıkları geldi aklıma:
AHMEDİNEJAT: Bu ülkede istediğinizi yapmakta özgürsünüz.
MUHABİR BAYAN: Şu an başım açık gezebilir miyim burada.
AHMEDİNEJAT: Gezebilirsiniz tabii ama bunun için size saldırabilme özgürlüğünde olanlar da var.
Yani bunun gibi bir şeydi...
Kaos GL'nin sitesinde, Fransız eşcinsel dergisi TETU'nun Tunuslu yönetmen Mehdi Ben Attia ile yapılmış röportajı var. Eşcinsellerin hali nice olacak diye...
( http://www.kaosgl.org/icerik/tunus_devrimi_lgbtleri_de_ozgurlestirecek_mi )
TÜM FOTOĞRAFLAR MÜTHİŞ. FOTOĞRAFLARI ÇEKEN FOTO MUHABİR ARKADAŞLARIN GÖZLERİNDEN ÖPERİM. ADLARINI BURAYA YAZABİLMEK İSTERDİM.
4.05.2010
16.11.2009
11.07.2009
MLADIC WANTED ( Srebrenitza Katliamı )
1457 sokak'ta bir katliam olsa.................
Bu benim sokağım...Ben burada yaşıyorum.. Tarih 11 TEMMUZ....2009
Bu sokakta polis, 21:30 da gelir, 02:30 da gider. Sonra sen kendini nasıl savunuyorsan savun...
Beş saatlik bu süre boyunca korunaklı olduğun hissettirilir...Ama zaten olacak olan 3'ten sonra başlar. Herhangi bir gücün koruması, yalnızca 5 saat sürer. Mesai bitiminde ölmek serbest artık.
Yugoslavya Devleti, 2.Dünya Savaşından sonra Tinto liderliğinde kurulan komünist bir devletti. Ortodoks, Müslüman ve Katolikler, bu devleti oluşturan üç farklı din mensuplarıydılar. Yugoslavya; Hırvat, Sırp, Makedon, Boşnak, Arnavut, Sloven gibi etnik gruplardan oluşan bir ülke oldu.
1980' de Tinto öldü. 1990 dan sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği parçalanmaya başladı. Yugoslavya Devleti de bu parçalanmadan nasibini alarak, Slovenya ve Hırvatistan birlikten ayrıldılar. Bu, 25 Haziran 1991'de Slovenya'nın Almanya; Hırvatistan'ın ise İtalya'nın desteğini almasıyla gerçekleşti. Eylül 1991'de de Makedonya bağımsızlığını ilan etti.
Bosna-Hersek ,1992 şubat ve Mart aylarında bağımsızlığını ilan etti; 6 Nisan ' da ABD ve Avrupa Devletleri bu bağımsızlık ilanını kabul ettiler...
Bir çok siteden okuyup okuyup aktardığım bu cümlelerden o kadar sıkıldım ki şu anda, sokakta bağıra bağıra kendini nasıl pazarlıyacağını konuşan travestilerin sesleri dikkatimi dağıtmaya başladı. Göt vermenin pazarı, volümü yüksek bir operaya dönüşüyor burada her gece...Satış piyasasının heyecanı, IMKB ' yi aratmıyor. Burası da başka bir pazar...
SREBRENITZA' da dolaşıp duruyor aklım...Çocukluğumun Boşnak Kampları' na gidiyor sonra. Orası da bir can pazarıydı.....Fahişe olan annelerine sahip olmaya çalışan genç erkekler...Yaz-kış demeden ( bu da oldukça etkili,acıklı bir mevsimsel betimleme : "yaz kış demeden"... ) o iğrenç çadırdan bozma dört duvarlı kulübeciklerinde, iyilik görmüş olmanın ezikliğinde ama çatılmış kaşlarıyla yoldan geçenin gözünün önünde çamurun içinde yaşadılar.O zamanlar 15 yaşındaydım ama sadece, arada bir merkeze gelen yakışıklı yabancı oğlanları hatırlıyorum. Yaşadıkları trajediden öylesine bihaberdim ki, utanıyorum o yaştaki bu cehaletimden. Sadece Bosna' dan sürüldüklerini ve sıkıntıda olduklarını biliyordum. Ama onların yaşadığı bir soykırım'dı.
Kırklareli' de vardı, Manisa da da varmış. Demek Türkiye Cumhuriyeti, 1992-1995 Temmuz' süresince olan bu olayın pasif kahramanlarına biraz anlayış göstermiş, kapılarını açmış...
Hollanda Askerlerinin gözetmenliğinde, Birleşmiş Milletler Sorumluluğu altında, Srebrenitsa' da silahsızlanmış olarak partiye davet edilmiş binlerce Boşnak, bir hafta süren ölüm partisinin özel konuklarıymış. 3 gün içinde 8000 Boşnak'ın katledildiğinden bahsediliyor...Rakamlarla aram hiç iyi değil...Bilmem kaç günde bilmem kaç insan...Toplu mezarların üzerlerinde çiçekler açıyor, mavi kelebekler uçuşuyor...Bir tek şeyi biliyorum : Katliam yapıldı.Hem de dünyanın gözü önünde....
Lahey İnsan Hakları Savaş Suçları Mahkemesi' nde Karadzic ( Sırp Part.Ldr.) ; MLADİÇ ( Sırp Ord. Komt) ; Popoviç (Bosnalı Sırp Kmt. ) ; Beara
Bu mahkeme Hollanda'nın Lahey kentindedir. Kader bu ya, Srebrenitsa'da Bosnalıları Sırplardan koruması gerekenler, (Genl.Kurm.Bşk. ) ; yargılandılar.Hollanda askerleriydiler. (BM' e bağlı o bölgede kalan tek askeri grup) Bosnalılar tamamen silahsızlandırılmış, Sırplarsa, tüm silahlarıyla kan dökmeye hazırdılar. Bosnalı Müslümanları korumak onların tek göreviydi, orada bulunma sebepleriydi.....
21 Temmuz 2008' de KARADZIC Sırbistan' da yakalandı ama MLADIC ,HALA BULUNAMADI(!)
Polis, bu sokağı koruduğunu söylüyor ama diyorum ya, zaten herşey 03' ten sonra oluyor...Gece 2 buçukta polisin bu sokaktan çekilmesi, Birleşmiş Milletler Askerleri'nin 11 TEMMUZ 1995'te SREBRENITSA' dan çekilmesine benziyor...Tehlikeye açık, katliama açık....
Tüm azınlıklar, ne zaman bir hak iddia etseler, her zaman katliama açıktırlar. Şimdi yine aynı şeylerin olmasını izliyor ,bekliyoruz...Bu kez başrolde Çin Hükümeti var... Uygur Türkleri bir de...
Bu benim sokağım...Ben burada yaşıyorum.. Tarih 11 TEMMUZ....2009
Bu sokakta polis, 21:30 da gelir, 02:30 da gider. Sonra sen kendini nasıl savunuyorsan savun...
Beş saatlik bu süre boyunca korunaklı olduğun hissettirilir...Ama zaten olacak olan 3'ten sonra başlar. Herhangi bir gücün koruması, yalnızca 5 saat sürer. Mesai bitiminde ölmek serbest artık.
Yugoslavya Devleti, 2.Dünya Savaşından sonra Tinto liderliğinde kurulan komünist bir devletti. Ortodoks, Müslüman ve Katolikler, bu devleti oluşturan üç farklı din mensuplarıydılar. Yugoslavya; Hırvat, Sırp, Makedon, Boşnak, Arnavut, Sloven gibi etnik gruplardan oluşan bir ülke oldu.
1980' de Tinto öldü. 1990 dan sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği parçalanmaya başladı. Yugoslavya Devleti de bu parçalanmadan nasibini alarak, Slovenya ve Hırvatistan birlikten ayrıldılar. Bu, 25 Haziran 1991'de Slovenya'nın Almanya; Hırvatistan'ın ise İtalya'nın desteğini almasıyla gerçekleşti. Eylül 1991'de de Makedonya bağımsızlığını ilan etti.
Bosna-Hersek ,1992 şubat ve Mart aylarında bağımsızlığını ilan etti; 6 Nisan ' da ABD ve Avrupa Devletleri bu bağımsızlık ilanını kabul ettiler...
Bir çok siteden okuyup okuyup aktardığım bu cümlelerden o kadar sıkıldım ki şu anda, sokakta bağıra bağıra kendini nasıl pazarlıyacağını konuşan travestilerin sesleri dikkatimi dağıtmaya başladı. Göt vermenin pazarı, volümü yüksek bir operaya dönüşüyor burada her gece...Satış piyasasının heyecanı, IMKB ' yi aratmıyor. Burası da başka bir pazar...
SREBRENITZA' da dolaşıp duruyor aklım...Çocukluğumun Boşnak Kampları' na gidiyor sonra. Orası da bir can pazarıydı.....Fahişe olan annelerine sahip olmaya çalışan genç erkekler...Yaz-kış demeden ( bu da oldukça etkili,acıklı bir mevsimsel betimleme : "yaz kış demeden"... ) o iğrenç çadırdan bozma dört duvarlı kulübeciklerinde, iyilik görmüş olmanın ezikliğinde ama çatılmış kaşlarıyla yoldan geçenin gözünün önünde çamurun içinde yaşadılar.O zamanlar 15 yaşındaydım ama sadece, arada bir merkeze gelen yakışıklı yabancı oğlanları hatırlıyorum. Yaşadıkları trajediden öylesine bihaberdim ki, utanıyorum o yaştaki bu cehaletimden. Sadece Bosna' dan sürüldüklerini ve sıkıntıda olduklarını biliyordum. Ama onların yaşadığı bir soykırım'dı.
Kırklareli' de vardı, Manisa da da varmış. Demek Türkiye Cumhuriyeti, 1992-1995 Temmuz' süresince olan bu olayın pasif kahramanlarına biraz anlayış göstermiş, kapılarını açmış...
Hollanda Askerlerinin gözetmenliğinde, Birleşmiş Milletler Sorumluluğu altında, Srebrenitsa' da silahsızlanmış olarak partiye davet edilmiş binlerce Boşnak, bir hafta süren ölüm partisinin özel konuklarıymış. 3 gün içinde 8000 Boşnak'ın katledildiğinden bahsediliyor...Rakamlarla aram hiç iyi değil...Bilmem kaç günde bilmem kaç insan...Toplu mezarların üzerlerinde çiçekler açıyor, mavi kelebekler uçuşuyor...Bir tek şeyi biliyorum : Katliam yapıldı.Hem de dünyanın gözü önünde....
Lahey İnsan Hakları Savaş Suçları Mahkemesi' nde Karadzic ( Sırp Part.Ldr.) ; MLADİÇ ( Sırp Ord. Komt) ; Popoviç (Bosnalı Sırp Kmt. ) ; Beara
Bu mahkeme Hollanda'nın Lahey kentindedir. Kader bu ya, Srebrenitsa'da Bosnalıları Sırplardan koruması gerekenler, (Genl.Kurm.Bşk. ) ; yargılandılar.Hollanda askerleriydiler. (BM' e bağlı o bölgede kalan tek askeri grup) Bosnalılar tamamen silahsızlandırılmış, Sırplarsa, tüm silahlarıyla kan dökmeye hazırdılar. Bosnalı Müslümanları korumak onların tek göreviydi, orada bulunma sebepleriydi.....
21 Temmuz 2008' de KARADZIC Sırbistan' da yakalandı ama MLADIC ,HALA BULUNAMADI(!)
Polis, bu sokağı koruduğunu söylüyor ama diyorum ya, zaten herşey 03' ten sonra oluyor...Gece 2 buçukta polisin bu sokaktan çekilmesi, Birleşmiş Milletler Askerleri'nin 11 TEMMUZ 1995'te SREBRENITSA' dan çekilmesine benziyor...Tehlikeye açık, katliama açık....
Tüm azınlıklar, ne zaman bir hak iddia etseler, her zaman katliama açıktırlar. Şimdi yine aynı şeylerin olmasını izliyor ,bekliyoruz...Bu kez başrolde Çin Hükümeti var... Uygur Türkleri bir de...
14.06.2009
kedi çetesi
6.05.2009
haftanın kahramanı-köpekler krallığı

Hasan,saltanat tahtında rahat rahat oturuyor...Bu abla da onun sahibi....İsmi Münzile 'ydi galiba.Yanlış ta olabilir ama,eve gelince unutmuş oldum...Hayvanlar resmen saltanat sürüyorlar Alsancak'ta...Batılılar gibi Çinlilerin de sahip olduğu Köpek Krallığı Efsanesini bilir misiniz?
Klapproth'un çevirdiği ansiklopedide şu bilgiler yer alır :
"Köpekler Krallığında erkekler köpek biçimindedir, kafaları uzun kıllarla kaplıdır.Elbiseleri yoktur ve dilleri köpek ulumalarına benzer.Karıları insan ırkından olup Çince anlarlar.Bu halk mağaralarda yaşar.Erkekler yiyecekleri çiğ yerken , kadınlar pişirir.Kadınlar bu köpeklerle evlenirler.
Bu köpekler Krallığıyla ilgili çok çeşitli bilgi farklı Çin kaynaklarında var.Kırgızların Köken Efsanesi ile benzerlikleri var.
Bu Köpekler Krallığı aslında bir Kadınlar Krallığı..Çünkü bu ülkede oturan kadınlar insan biçiminde olup köpeklerle evlenmekte ; doğan çocuklar erkekse köpek,kızsa insan olmakta...
Bu krallık açık şekilde Amazonları hatırlatıyor...Ayrıca hem köpekler krallığı hem de amazonlardan bahsedilir bir ara ama Hasan adlı bu köpeğin krallığını hiçkimseye bırakmaya niyeti yok...
alıntı: metis ajanda (Jean Poul Roux,Orta Asya'da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar)
kedi ister misin?
3.05.2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















